Bazı insanlar sevdiklerini değil, ulaşamadıklarını unutamaz.
O, üniversite yıllarında uzaktan izlediği genç bir öğretim
görevlisiydi. Adını söylemeye bile cesaret edemediği,
koridorlarda bir an görebilmek için yolunu değiştirdiği,
zihninde kusursuzlaştırdığı bir yabancı… Yıllar sonra hayat,
beklenmedik bir tesadüfle onu yeniden karşısına çıkardı.
Fakat bu kez doğrudan değil; kocası Diren’in yüzünde, sesinde
ve yalnızlığında.
Anlatıcı, Diren’e yaklaştıkça geçmişte bıraktığını sandığı
saplantının aslında hiç kaybolmadığını fark eder. İyet’in
evliliğinin içine uzaktan bakarken kıskançlık, hayranlık, gurur
ve vicdan birbirine karışır. Diren’in ilgisi arttıkça sınırlar
bulanıklaşır; Alper’in beklenmedik biçimde bu karmaşaya
dâhil olmasıyla herkesin kimi sevdiği, kimi kaybetmekten
korktuğu ve kime sahip olmak istediği belirsizleşir.
Peki insan gerçekten bir kişiyi mi sever, yoksa o kişinin
kendisinde uyandırdığı eksikliği mi? Ulaşılmaz olan ele
geçtiğinde aşk aynı kalabilir mi? Başkasına aitken büyüyen
bir duygu, sahip olunca neden küçülür?
Sevgilim Kusurlu Aşk; aşkın romantik yüzünden çok, onun
kıskanç, bencil, çelişkili ve insanı kendine yabancılaştıran
tarafını anlatıyor
Bir kadının kendi arzularıyla, vicdanıyla ve “benim olmayan”a
duyduğu vazgeçilmez çekimle hesaplaşmasını merkeze alan
roman; okuru sevmenin, sahip olmanın ve kaybetmenin
sınırlarında dolaşan sarsıcı bir iç yolculuğa davet ediyor.

