“Kes,” diye gürledi Irkıl. Buz Dağ’dan aşağı çığ düşer gibi oldu.
Artık gülümsemiyordu. “Senin saçma sadakat sözlerine ayıracak
vaktim yok. Beni iyi dinle! Tengri diye peşinde dolaştıkların
kişioğlunun en büyük düşmanlarıdır. Çok saydığın Pura Kan’ın
atası kişioğullarını yaratıp, bu acunun içine hapsetti. Kendileri
göklerde uçarken kişioğulları taş üstünde uyudu. Kendileri
sonsuz bilgiyle donanırken, türümüz ateşi buldu diye sevindi.
Ben kişioğullarını özgür kılmak isterim. Özgür kalabileceğini de
bilirim, imkânı vardır. Sakın bana onlar yaratıcı, biz yaratılanız
deme! Senin misafiri olduğun Dünya’yı gördüm Bala Turan!
Orada insanlar yarattıkları dev kartallarla uçabiliyorlar. Hatta
on dokuz kat göğün ardına geçebiliyor, yıldızları selamlıyorlar.
Irak insanların seslerini ellerindeki telefon dedikleri aletlerle
duyabiliyorlar. Yansımalarını kaydedip izleyebiliyorlar.
Bana nefretle bakma Kutay! Asıl nefret etmen gereken yanı
başındadır. Bana inanmıyorsan izle de gör.

